28 Tem 2009

isis&osiris'e


"...Ağır ağır girdi, kokulu bir yağ kandilinin aydınlattığı loş iç odaya geçti, kapıyı bir kere daha örttü, Tanrıçanın önünde ya­nan buhurluğa bir kere daha bir parça günlük attı, bir kere da­ha alacakaranlığın içinde düşünceye, Tanrıçanın düşlerine dal­mak üzere, Tanrıçasının önüne oturdu. İsis'ti bu. Ama Horus'un anası İsis değil. Yoksun kalmış İsis’ti bu. Arayış içindeki İsis. Boyalı mermerden tanrıça, yoksun­luğun, arayışın yeğin acısında yüzünü kaldırmış, eteklerinin in­cecik yivli süsünün içinden bir bacağını ileriye atıyordu. Ölü Osiris'in, ölüp parçalanmış, parçalan dağılmış, ölmüş parça, parça koparılmış, uçsuz bucaksız Dünyaya parça, parça dağıtılmış Osiris'in parçalarını aramaktaydı. Elleriyle ayaklarını bulmalıydı onun. Yüreğini, butlarını, başını, karnını bulmalı parçalarını bir araya getirip derlenmiş bedenine, o beden bir daha ısınıncaya değin, yeniden dirime, uyanana, İsis'e sarılabilene, onun karnını bereketlendirebilene kadar sarılmalıydı."


D.H.Lawrence - "Ölen Adam"

3 Tem 2009

sanrı

Havadaki alacalı renklere bulanmış onlarca kelebeğin sanki fraktallar çizerek uçuştuğu bir çayırdayım.Yüzeyi hafif kabartmalı ve daha çok yeşile çalan bir tanesi elime konuyor.Bir süre öyle bana bakar gibi kaldıktan sonra havalanmaya karar veriyor yeniden.Kanat çırpışlarının saniyedeki hızını ölçmeye çalışıyor histerik bir biçimde beynim.Konduğu yerden tekrar uçuşa geçen bu 3.000 nöronlu canlı, hızıyla aklımı almaya ve adeta kendini bana beğendirmeye çalışır gibi havada zigzaglar çizmeye devam ediyor.bir de ahengi var ki kanatlarını sallandırışının; çoktandır bildiği bir dansı artık kendine has figürler katarak icra eder gibi...Uzağa gidiyor sonra.Gözlerimi kaldırdığımı anımsıyorum ve ağzımı açıyorum; sanki ağzımdan havanın içeri dolmasını ve havayı ciğerlerime kadar çekip içime hapsetmeyi ister gibiyim.Gökyüzünde,üstünde eflatun çiçeklerin durduğu tahta salıncaklar var.İplerinden bulutlara asılı...Bir tane de değil,çok fazlalar.Sanki tüm gökyüzü bunlarla kaplı şimdi...Biraz önce baktığımda yoklardı,şimdi oradalar ve yukarıdan yerdeki ahengi izler gibiler. Yeşile çalan kelebek geri dönüyor,yalpalayarak. Gökyüzündeki salıncakta sallanıp duran eflatun çiçeğin yaydığı koku tüm çayırı kaplamış ve rengi yeşile çalan, yüzeyi hafif kabartmalı kelebek bu kokuyla sarhoş olmuş gibi görünüyor. Sersemliyorum...Şekiller kaymaya ve kelebekler gözümün önünde çiftleşmeye başlıyor.Çayır alabildiğine, genişledikçe genişliyor şimdi gözümün önünde.Koşmaya başlıyorum ama faydasız; ben koştukça altımda yer kayıyor ve ona yetişmeye çalıştıkça olduğum yerde sayıyorum.Kelebek sürüleri peşim sıra uçuyorlar.Bir kaçı da önümde,rehberlik etmek ister gibi adeta.Saat çok geç olmuş olmalı diyorum kendi kendime.Yemeğin altını söndürdüm mü?...Çimenin yeşili gidiyor, gökteki salıncak daha yukarılara çekiliyor.Eflatun çiçekler bu kez ceplerimde.Gözlerim yaşarıyor.Kelebeklerden birinin kanatlarına sıkıca tutunup kendimi ona bırakıyorum.Çiçekler cebimden düşüyor...