4 Eyl 2009

akıl fikir

foto by iphigen-dev.art.

"Bilgeliğin ve kendini korumanın bir başka yolu da, etkiyle etkinlik göstermenin olabildiğince seyrek olmasına çalışmaktır.
Etkiyle etkinlik gösterme sadece içine düşülen şartlar ve durumlardan kurtulmak için yapılmalıdır. Aksi durumda, kendi özgürlüğünü her defasında bir kenara bırakmakla ilgili olan bu durum sıklaşırsa, insan farkında olmadan etkiyle etki göstermenin bir organı durumuna gelebilir. Örneğin cilt cilt kitapları devirmekten memnunluk duyan bir bilge, sonunda kendi düşünme yetisini kaybeder. Ciltleri yerinden oynatmadan düşünememe durumuna düşer. Çünkü bu bilge kitabın getirdiği fikirlerin etkisine yanıt vermiş oluyor ve farkına varmadan etkinin etkisini gösteriyor. Bilge tüm gücünü okuduğu fikri tasdik etmek veya ona karşı gelmek için harcıyor. Kendi dışında düşünenlerin görüşlerinden çıkanları eleştiriyor."
"Bu tip bilgelerde kendini savunma iç güdüsü zayıflar. Bu bilge çökmekte, gerilemekte olan bir kişidir. Ben, özgür ve çok verimli kişiler gördüm, 30 una geldikten sonra okuyarak kendi kendilerini çökertmişlerdi. Farkında olmadan, başkalarının görüşlerinin etkinliğini göstermeye başlamışlardı. Bunlar kibrit çöplerine benziyorlar. Alev vermeleri için onları sürtmek gerek. Sabahın ilk saatlerinden itibaren, güneş yükselirken, akıl tüm tazeliğinde iken, saf irade gücü var iken dönüp bir kitabı okumayı ben kusur ve kötü alışkanlık kabul ediyorum."

F.w.N.

3 Eyl 2009

boz

Sonunda oraya gittim.
Uzunca zamandır aklımdaydı.
Gitmem,görmem gerektiğini biliyordum sanki...Hep birşeyler,birtakım hisler,birtakım insanlar,birtakım duyulanlar falan filan; ısrarla işaretini veriyordu gitmem için.
Sonunda o işaretlere karşı gelmedim ve yoluna düştüm.
'Başka yerlere kıyasla' herhangi bir 'abartı' göremeyebilir pek çok insan evladı orada.

Evet, bence 'görmeyen gözler' için hiçbir abartı yok.

Aslında abartıya gerek de yok ya...

Bir fener var orda,rüzgar türbinleri var,güzel güzel evler,arnavut kaldırımlı güzel sokaklar,bol bol ve rengarenk çiçekler,arsız kediler,karakterli ve sevdaya tutulunca evini bırakıp kaçan, aşkı bilen köpekler,leziz yemekler,bol şarap,bol rüzgar ve buz gibi bir deniz var. Bunlar var işte canım.

Hayatın saçma sapanlıklarını sanki inceden bir alayla izleyen,hatta izlemeyen,fazla konuşmayan,konuşunca da genellikle bir iki kelam edip derdini anlatabildiğine inandıktan sonra sizinle uğraşmayan,üstünde durmayan insanlar var bir de...Kimseye karışmıyorlar. En azından benim karşılaştıklarım fazlasıyla öyleydi. Bir şeyin bir kere söylenip bezdiren ısrarların yapılmadığı ama bu ülke sınırları içinde yer alan yegane yerlerden biri belki de.

Çocukluğum orda geçmiş olsaydı istedim.Ordan anılarım olsun biriktirdiğim.Tanıdıklarım olsun,durmasalar da orda.Hatıramda ordan bildik birileri selam versin istedim.Hadi bunun için iş işten geçti ya,bari bundan sonrasında eninde sonunda gideceğim yer olsun istedim.Öyle sevdim orayı.

Özellikle bazı şehirlerin,yerlerin,mekanların bir duruşu olduğunu düşünenlerdenim.Gidenden-gelenden,kalandan,kendisini oluşturan yapılardan,doğasından bir ölçüde bağımsız, sadece 'kendisini' temsil eden ya da 'gerçek özünü',aslında ne olduğunu gösteren bir tarzı,duruşu...

Bozcaada da öyle benim için.'Kendisi' duruyor orda öylece.İşte sırf bu yüzden bile çok sevdim onu.

Onunla ilgili yazılan bir yazıda da okuduğum gibi; "el ayak çekilince, ürkek bir kız gibi merakla ve çekinerek 'gittiler mi?' diye soran" haliyle...


2009'un ağustosunda bozcaadada çektiklerimden.

bill callahan

Nasıl olup da bugüne kadar atlamış/farkedememiş olduğumu anlayamadığım bir insan oldu kendisi...
Daha albüm kapağından beni çekmesiyle, albümü olanca hızımla indirip keşfine başlamam bir oldu. İyi ki de oldu...Bill Callahan, fonda çalmaya başladıktan kısa bir süre sonra, kendimi onun o tok, bariton sesiyle buzdan birşeyleri kırarcasına söylediği şarkıların ahengine kaptırmıştım bile! Bu güzel insanın tarzı da ‘lo-fi’ denen ve kaydın genel olarak pek iyi olmadığı, sanki eve en basitinden sadece bir kayıt cihazını koyup eldeki gayet az enstrümanla ve düşük kaliteyle yapılmış olan müziğe verilen isimle adlandırılıyor. 2009 çıkışlı bir albüm olan ‘I Wish We Were An Eagle’ Bill Callahan’ın son solo albümü. Bill Callahan, 1990 yılından ilk solo albümünün çıktığı 2007 yılına kadar müzik piyasası içinde ‘şehrin üzerindeki, dumanlı ve sisli-puslu hava’ anlamına gelen ‘Smog’ ismiyle yer almış. O zamanlarda da gayet güzel işler yapmışlar...

Şimdi takibindeyim kendisinin eskisiyle yenisiyle.


*Son solo albümünün (Sometimes I Wish We Were An Eagle) kapağını da koyayım, tam olsun:

his.

Bir kahve sonrasında; yani birazdan gideceğim. Ama önce arayacağım. İçimde birazdan yapacaklarımdan bağımsız bir iç sıkıntısı; sanki yaşanmayı ister ve umar bir halde, sabırsızlıkla gidip geri gelmemi ve bir an önce ona dönmemi bekliyor gibi...

siyam balığı

"Dünyaya farklı bir gözle bakan kişi nadiren gelir
Bu onu bir çılgın yapmaz
Şunu demek istiyorum ki
Keskin bakış sizi çılgın yapmaz,
Fakat bazen…
...bu sizi çıldırtabilir."

(Rumble fish'ten)

burada güzel şeyler mi var bana mı öyle geliyor? : )



bu güzel cicilerin olduğu sitenin (linki de aşağıda) kuruluş amacı da güzel bir niyete hizmet ediyor. Siteye yapılan tüm katkılar,bağışlar,satın alınan ürünler yıl sonunda Hindistan'da maddi zorluk içerisinde (özellikle Hindistan'ın gecekondu mahallerinde yaşayan) bulunan çocukların eğitim gördüğü Akanksha Okulları'na destek sağlamak amacıyla 1990 yılında kurulan Akanksha Foundation'a gidiyor.

Aynı zamanda bu site ile, 'tüm yıl için tek bir tip elbise' fikrini gerçeğe dönüştürüp tasarımını yapan ve bunu yıl içinde ikinci el, eski moda vb. çeşitli aksesuarlar,ayakkabılar ve diğer tamamlayıcı ürünler ile destekleyerek giymeyi öneren Eliza Starbuck isimli tasarımcı kadıncağızın isteği de gerçekleşmiş oluyor : ) Değişik tamamlayıcılarla pekiştirilebilen, bir nevi günlük üniforma oluyor yani o elbise.

yukarıdakiler de gayet cici geldi bana.

1 Eyl 2009

MMVII


Duvarında Roma rakamlarıyla ikibinyedi yazan büyük binanın önünden geçtik. Bir an durup yazıya baktım; dışarıya doğru 1-2 cm. kabartmalı, abartısız büyüklükte ve güzeldi. Dışarda arabalar vardı; kornalar çalarak, nerdeyse birbirlerine bağıra çağıra sıkışmış trafikte yer açmaya çalışarak geçiyorlardı. Akan zamanı düşündüm. Tipikti. Böyle olmayacağını düşündüğüm kadar tipik. Yine gidecektim, biliyordum, sonra yine başımı ellerimin iki arasına alıp düşünecektim.Bugün öyle bir gündü.

üzüntü ve muz kabuğu


‘Günperest’ diye bir kelime neden yok? Güzel kelime, fonetiği güzel, yazılışı güzel. Anlam da katılabilir pekala; 'günü seven, güne hayran' gibisinden biraz da mistik ve hayalpereste arkadaş bir anlam. Evet belki biraz 'ben yaptım, oldu' olur, ama olur: )

Acaba var mıdır diye düşünüp Google’da aratınca tek sonuç çıkmadığını görünce 'olsa' diye hayıflandım...